English
Kullanıcı Adı     Şifre     Üye ol Şifremi Unuttum! Aktivasyon Kodumu Kaybettim!
 
 
Türkiye’de 2010 Yılı Gelişmeleri

Türkiye ekonomisi 2010 yılında iç talepteki toparlanma ile dünyada en hızlı büyüyen ekonomiler-den biri olurken; cari işlemler açığındaki genişleme önlem alınmasını gerektirdi.

Global finansal krizin ekonomik aktivite üzerindeki etkilerinin yoğun olarak hissedildiği 2009 yılı sonrasında 2010 yılı, dünyada ekonominin toparlanma yılı oldu. IMF verilerine göre; 2009 yılında %0,6 daralan dünya ekonomisinin 2010 yılında %4,8 genişlediği öngörülüyor. 2010 yılında dünya ekonomik büyümesi hızlanmaya rağmen, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke büyüme oranlarındaki ayrışma daha da belirginleşti. Gelişmiş ülkeler finansal piyasaları kaynaklı olarak ortaya çıkan krizin gelişmiş ülkelerde daha ciddi ve derin etkilerinin olması, bu ülkelerin kriz sonrası toparlanma hızlarının da gelişmekte olan ülkelere göre daha yavaş olmasına neden oldu. Gelişmiş ülkelerde artan işsizlik oranları ve özellikle Avrupa’da belirginleşen borç sorunları nedenleriyle ekonomideki canlılık kriz öncesi seviyelere yaklaşmakta zorlanırken; özellikle Asya ülkelerinin etkin olduğu gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda kriz öncesi seviyeler yakalanmış durumda.

Türkiye ekonomisi, gelişmekte olan ülkeler içinde 2009’daki %4,7’lik hızlı daralma sonrası 2010 yılında ekonomik aktivitenin hızla tekrar canlandığı ülkelerden biri olarak dikkat çekiyor. Yılın ilk üç çeyrek büyüme oranının %8,9 olduğu Türkiye’de ekonomideki genişleme, Avrupa ve OECD ülkeleri içindeki en yüksek rakama işaret ediyor. Henüz resmi rakamlar yayınlanmasa da Türkiye’nin 2010 yılında yaklaşık %8’lik büyüme oranı ile dünyada en hızlı büyüyen ekonomilerden biri olacağı öngörülüyor.

Türkiye’de büyümenin bileşenleri incelendiğinde; büyümenin iç talep kaynaklı olduğu, net dış talebin ise büyümeyi aşağı çektiği görülüyor. Ocak-Eylül döneminde iç talep büyümeye 13 puan katkı sağlarken; dış talep büyümeyi 4.1 puan aşağı çekti. Net dış talebin sınırlı kalmasında Türkiye’nin ihracat pazarında önemli bir yeri olan Avrupa ülkelerindeki problemlerin henüz tam olarak çözülememesi etkili oluyor. Avrupa Bölgesi’nde devam eden borç sorunları ve geleceğe ilişkin belirsizlik, önümüzdeki yıl ihracat seviyesi için kaygı yaratıyor. Türkiye her ne kadar ihracatta farklı bölgelerdeki payını artırmayı sağlasa da, Avrupa pazanının büyüklüğü nedeniyle ihracattaki toparlanma sınırlı kalıyor.

2010 yılında ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre %11,5 artarak 113,9 milyar ABD Doları’na ulaştı. İhracatın ılımlı artış gösterdiği 2010 yılında, canlı iç talep ve TL’nin reel olarak değer kazanmaya devam etmesi nedenleriyle ithalat artışı ise daha yüksek oldu. 2010 yılında ithalat bir önceki yıla göre %31,6 artarak 185,5 milyar ABD Doları’na yükseldi. Dış ticaret açığı ise aynı dönemde %84,6 artışla 71,6 milyar ABD Doları’na ulaştı. Dış ticaret açığındaki genişleme, cari işlemler açığındaki artışı da beraberinde getirdi. 2009 yılında 14,0 milyar ABD Doları ile GSYH’nın %2,3’üne denk gelen cari işlemler açığı, 2010 yılında 48,6 milyar ABD Doları’na ulaştı. Yıl sonunda cari işlemler açığının GSYH’nın %6,5’ine yakın gerçekleştiği tahmin ediliyor.

Cari işlemler açığındaki hızlı genişlemenin yanı sıra açığın finansman kalitesindeki bozulma da 2010 yılında dikkat çekti. Global olarak likiditenin bol olduğu 2010 yılında gelişmiş ülkelerdeki düşük faiz oranları, faizlerin göreceli olarak yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelere özellikle portföy yatırımı şeklinde para akışının hızlanmasına neden oldu. Böylece kısa vadeli sermaye girişlerinin dış finansman içindeki payı yüksek seviyelere çıktı. Sermaye akımlarındaki hızlanma sonucu yerel para birimlerinin değer kazanması, dünyada kur savaşları denilen bir tartışmayı başlattı. Bazı gelişmekte olan ülkeler sermaye girişlerine karşı önlemler alırken; bazı ekonomiler de ekonomiyi soğutmaya yönelik kararlar aldı.

Cari işlemler açığı genişleme hızındaki artış ve finansman kalitesindeki bozulma nedeniyle yılın sonlarına doğru Türkiye’de de bazı önlemler alındı. Sermaye girişlerinin vadesini uzatmaya yönelik olarak yurtdışı tahvil ihraçlarında vergi oranları vadeye göre farklılaştırılırken; Merkez Bankası para politikasında önemli değişiklikler gerçekleştirildi. Merkez Bankası, cari işlemler açığındaki genişlemenin finansal istikrar için bir risk unsuru olduğunu belirterek, bu riski azaltmaya yönelik olarak bir takım adımlar attı. 2010 yılı ortalarında krizde alınan önlemden çıkışın stratejisini açıklayan Merkez Bankası, yıl genelinde attığı adımlarla bu değişimleri gerçekleştirdi. Merkez Bankası, Mayıs ayında piyasada likidite seviyesinin fazladan açığa dönmesi nedeniyle politika faiz oranının 1 haftalık repo faiz oranına dönüştürüldüğünü ve bu faiz oranının %7 olacağını açıkladı. Ayrıca kısa vadeli sermaye girişlerini azaltmaya yönelik olarak gecelik borç alma ve borç verme faiz oranı arasındaki marj açıldı. Yılın son ayında Türkiye’ye kısa vadeli olarak giren sermaye akımlarının yavaşlamasına yönelik olarak politika faiz oranları 50 baz puan indirilerek %6,5’e çekildi. Kriz döneminde TL ve ABD Doları varlıklardan alınan zorunlu karşılık oranlarını, önce kriz öncesi seviyelere çıkaran Merkez Bankası, TL cinsi mevduatta vade uzatımı hedefine yönelik olarak yılın son ayında TL zorunlu karşılıklarda değişik vadelere farklı zorunlu karşılık uygulamasını açıkladı. Alınan kararlarla kredi genişlemesinde yavaşlama hedefleyen Merkez Bankası, alınan son önlemlerin netteki etkisinin daraltıcı yönde olduğunu ifade etti.

Merkez Bankası, finansal istikrarın öneminin arttığını ifade ederken; fiyat istikrarının da hala önemini koruduğunu belirtiyor. 2010 yılında tütün, akaryakıt ve alkollü içeceklere yapılan zamlar ve yüksek gıda fiyatları dolayısıyla yükselerek Nisan ayında %10’un üzerine çıkan tüketici fiyat enflasyonu, yılın sonunda gıda fiyatlarındaki normalleşme ile %6,4 seviyesine düştü. Böylece yıllık enflasyon Merkez Bankası enflasyon hedefi olan %6,5’in altında kaldı.

2010 yılında merkezi bütçe açığı Orta Vadeli Mali Plan’daki hedeflerin altında kaldı. 2010 yılı tahmini GSYH rakamı ile merkezi bütçe açığının %4 hedefinin altında %3,5 civarında gerçekleştiği görülüyor.

Bütçe performansında yıl genelinde ekonomideki canlılığın beklentilerin üzerinde olması nedeniyle yüksek gerçekleşen vergi gelirleri ve hedeflere paralel gerçekleşen giderler etkili oldu.

 
GARANTİ HAKKINDA